Künye İletişim Mobil
Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle RSS Üye Ol Üye Giriş
Anasayfa Foto Galeri Video Haber Duyurular Seri İlanlar Halı Saha Muhtarlarımız Kadınlarımız Gazetemiz
SON DAKİKA : İl Emniyet Müdürlüğü Özel Güvenliği Bilinçlendirme Eğitimi       Uyuşturucu Operasyonunda 11 Kişi Yakalandı      CHP Biga İlçe Danışma Toplantısı Yapıldı      Biga’da 13.861 Öğrenci Karne Heyecanını Yaşadı      Öz İran’da İslam İşbirliği Konferansına ve İkili Ülke Görüşmelerine Katıldı       Birlik ve Beraberliğin Tablosu Başkan Kuzu’dan      Polis Olay Bülteni      Biga Askerlik Şubesi Başkanlığından Duyuru      Gelibolu Belediyesi’nde Memurlar Sözleşme Yeniledi      Çanakkale İlçeler Arası Duble Yollar Ne Zaman Yapılacak?      Sigara Vakitsiz Yaşlandırır!      Köylerimizin Alt Yapı Çalışmaları Devam Ediyor      Şoförler Odasında Yeni Görev Dağılımı Yapıldı      AK Parti Çanakkale İl Başkanlığı 6.Olağan İl Kongresine Hazırlanıyor      Sanayi ile Fakülte İşbirliği Ziyareti      CHP Merkez İlçeden Çanakkale Ziraat Odasına Ziyaret      Çanakkale’de Bin 500 Kilogram Esrar Ele Geçirildi      Çiftçi Aileleri Eğitimi ve Bilgi Yarışması      20 Aylık Bebek Uçak Ambulans ile Ankaraya Sevk Edildi      Polis Olay Bülteni     
YEREL YAŞAM EKONOMİ SİYASET EĞİTİM BELEDİYE KAYMAKAM MAGAZİN ULUSAL SPOR RÖPORTAJ
YAZARLAR Ali Galip Akyıldırım
12
14
16
18
25/11/2017 15:48
Benim Sevgili Ülkem

Evim gibi sığındığım, anam gibi sevdiğim, toprağına şiirler yazdığım, çeşmelerinden suyunu içtiğim, uğrunda ölümü göze aldığım, sevgisini yüreğimde büyüttüğüm, bire bin versin diye toprağını kazdığım, sevdiklerimi bağrına yatırdığım, milli bayramlarına coşku ile katıldığım, dini bayramlarını sevinç ve huzurla kutladığım İstiklal marşı okunurken içimden geldiği gibi ağladığım canım ülkem benim.

 Biliyorum şimdi camdan, betondan yapılmış gökdelenler mutlu etmiyor seni.

Sana cennet yurdum derdim her yanın ormanlarla kaplı iken.

Ormanlarından, parklarından, bahçelerinden bir ağaç kesildiğinde canının yandığını hissediyorum. Gözyaşlarını tutamadığını da…

Sevgili Ülkem; senin uğruna ne canlar verdik ve ne ölümler tattık, ne şehitler verdik, ne sevdalılar bıraktık geride ve ne çok yetim bıraktık, ne acılar çektik, ne işkenceler gördük, kimimiz darağacında, kimimiz zindanların derin hücrelerinde, kimimizde dağlarda pusuda öldük.

Tüm bunlara rağmen seni geliştirme yerine, hala kurtarmak isteyenlerin olduğunu biliyor musun? Kim seni kimden kurtarmaya çalışıyor inan ki bilemiyorum.

Benim bildiğim bir çocuk doğduğunda onun bir kimliği olur. Ve bu kimlikte o bebeğin kimler tarafından dünyaya getirildiği açık açık yazar. Sende böyle doğdun 1923’te.Adın Türkiye Cumhuriyeti oldu. Laik, demokratik bir cumhuriyet. Biz seni böyle tanıdık ve sevdik. Ve kurucuna çok derin sevgi, saygı duyduk.

Ne kadar acıdır ki; kendini iyi adam ve söz sahibi sanan her insan seni bin yerinden vurmak, yaralamak ve yok etmek için çırpınıyorlar şimdi.

Ve sana yapılan bu zulmün hiçbir sözlükte anlaşılır yanını bulamadım, bulamadım, bir nedenini, bu insanlar neden bu kadar seni yakıp yıkarlar. Neden herkes seni kendisine benzetmek ister bilemiyorum. Oysaki sen diğer dünya devletleri gibi kendi kimliğinle hareket ediyorsun. Herkes seni böyle tanıdı.

Ve bilemedim, neden, bu kadar ağlatırlar seni. Ama bir gün senin yok olacağını hiç düşünmedim çünkü sen benim için aynı yastığa baş koyduğum sevgilim gibisin.

Şimdilik senin adını değiştirmedik ve sen hala Türkiye Cumhuriyetisin.

Ama biz çoktan sağcımızla solcumuzla, milliyetçimizle, dindarımızla, iş yerlerimizin, otellerimizin, apartmanlarımızın, yiyeceklerimizin, içeceklerimizin, eğlencelerimizin, kavgalarımızın, çay bahçelerimizin, lokantalarımızın adını değiştirdik. Nerdeyse Türkçe konuşmayı unutacağız. Hatta çocuklarımızın adını bile Türk adı koymuyoruz artık.

 Ve şimdi sağcımızla, solcumuzla, milliyetçimizle, dindarımızla ve komünistimizle, senin böyle tarumar edilmene alkış tutuyoruz.

Sevgili Yurdum; “Paranın; dini, imanı, vatanı, bayrağı, inancı olmadığını” söyleyenler senin her yerini parselleyip gökdelenler dikiyorlar. Senin cennet gibi güzelliklerini yok edip sahte cennetler yaratıyorlar. Şırıl şırıl akan derelerine, çaylarına santraller kuruyorlar. Ormanların maden sahaları olmuş. Su kaynakların siyanürle zehirlenmiş.

Ve biz, yani bu ülkenin kimi çocukları;

Sen yok olmayasın diye, kimse seni üzmesin diye, birileri seni kendi çiftliği sanmasın diye, sınırlarında düşman sesi duyulmasın diye, toprağına emperyalist ayağı değmesin diye ve kimse bizi sömürmesin diye, ezanımız susmasın, bayrağımız yere inmesin diye, Kur’anımız okunsun, ölülerimiz Müslüman ölüsü gibi kalksın diye,  camilerimiz kapanmasın diye seni yaşatmak istiyoruz.

Önümüzde Yusuf’un karanlık kuyusu gibi derin ve kör kuyular olduğunu biliyoruz. Kolay değil seni sevmek, kolay değil bu sevda uğruna bedel ödemek.

Geçmiş yıllarda, hepimiz seni öylesine delice sevdik ki, senin için bir birbirine kurşun sıkanlar bile oldu. Hatta bir birini öldürenler oldu. Sen, solculara göre bağımsız, sağcılara göre milliyetçi olarak kalasın diye yaşandı bunların hepsi. Senin laik ve demokratik bir cumhuriyet olduğun unutuldu.

Geriye dönüp baktığımızda keşke seni böyle sevmeseydik diyorum.

Ve anladım ki, sen kaybedersen asıl kaybeden bizler olacağız. Sen kaybedersen, asıl yenilen ve yıkılan bizler olacağız. Kendine iyi bak sevgili ülkem!

Ali Galip Akyıldırım

Önceki Yazılar :

  Yorumlar

1 ahmet güran 25/11/2017 23:38
Yazmanın bir demokrasi kültürü olduğunu ben şimdiye kadar kimseye anlatamadım gitti;İstanbul yaşamımda da bu acı tecrübeyi yaşamıştım..
Bir yerlerde ismimle yazım çıktığı zaman,’’Sen ne aldın,kaç para kazandın,sen mi ona para kazandıracaksın?.’’
Bu sözleri sırf Biga’da değil,İstanbul’da da çok duymuştum..
Materyalist yaklaşımlar demek pek yakışık almasa da,
paraya dayalı söylemler kapitalist vurgulara cuk oturuyor gibi benzetmelere de yakışıyor bu serzenişler..
Hâlbuki,cumhuriyet ilkokullarında imla kuralları ilk ders olarak okutulur;yani nokta virgülün ne olduğunu bilebilen her yurttaş-vatandaş-halk-millet yazı yazabilir ve demokrasinin olmazsa olması olan sorgulamacı kavramını özümseyip;düşünsel dışavurumunu yazıya dökebilmese de;sözsel açıklayabilir..
Bunu neden yazdım;akşam akşam kafama takıldı onun için..

2 ahmet güran 25/11/2017 22:10
Hocam,sizin geçmişe özleminizle benim geçmişe özlemim bire bir örtüştüğü için,ben biraz uzak geçmişimize değinmek istiyorum..
Daha doğrusu şimdiki orta çağ kafasının bize empoze edilmesine karşı duruşumun nedenleri diyebiliriz..
Takribi 1000 yıl önce yaşamış islam bilgini El Biruni’nin etkilendiği felsefecilerin Aristo ve Batlamyus(Coğrafya)olduğunu kendisi yazılarında ikrar etmiştir..
Farabi ise aynı El Biruni ile aynı çağdaş olmasına rağmen,Aristo ve Platon’un öğretilerinden etkilendiğini hiç bir zaman inkar etmemiş yazılarından anladığımız kadarı ile..
Şimdi,günümüzde bununla ne alakası var diyebilirsiniz(Siz hariç tabiki)?.
Bir üniversite hocası(Bir devlet büyüğümüzün doktoru)ilaçlar
hakkında helal ve haram nitelemesi yapılmasını vurguladı..
Bizi yönetenlerin bu kafada olmasını eleştirmem,cesaret değil bir yurttaşlık görevidir;yandaş mış,candaş mış beni hiç ilgilendirmiyor..Tek güvencem her yazdığımın Google’da
kolayca erişilebilmesi..

3 ahmet güran 25/11/2017 20:56
Hocam iyi akşamlar..
Aslında bu yazıyı bir anlamda iade-i ziyaret anlamında algılayabilirsiniz;çünkü övgünüzü aldım cebime koydum..
Benim yazılardaki açık sözlü olmam ve cesaretimin sebebi;
senelerden beri takip ettiğim köşe yazarlarının kelle koltukta kendi ismi ve cismi ile muhalif tavırlarıdır..
İsim isim yazmak çok yer tutar,fakat çok köşe yazarı bilirim ki;külfetli bir tazminata mahkum olmuşlardır;bu tazminatları bazen kendileri,bazen çalıştığı kurumlar ödemiştir..
Hiç bir görüşüne katılmamakla beraber;sıf yazı dolayısı ile Abdurrahman Dilipak’ın ;evini satıp bu tip tazminatı ödediğini şahit oldum-olduk..
Şimdi bu gerçeklerle(Şimdi realite)karşı karşıya kalıp,benim
nick(Sanalda takma isim,lâkap)kullanmamıkendime;bildim bilesi yakıştıramamışımdır..
Sanatçılığın özündeki muhalif tavır;yazının da bir sanat dalı olmasından kaynaklanır..
Bu(Bugünkü)yazınıza yorumum biraz araştırdıktan sonra..





  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


İstekleriniz Sorunlarınız
İstek ve Sorunları Oku
İstek ve Sorun Yaz
 
 

YAZARLAR
Ali Galip Akyıldırım
Mehmetçiklerimizin Katili Kalleş Amerikadır
Alaattin Akçal
Biga’da Kaç Dernek Var?
Buse Duman
Küçücük Ruhlara Kocaman Duygular...
Davut Doğan (Konuk Yazar)
Hey Siri!
Erdem Karan
Allah’a Ulaşmayı Dileyin Sevgiden Başka Ne Var ki? (23)
Feyhan Karakaş
Biga’nın Kanayan Yarası
Gizem Emre
Ateşte Açan Güldük, Çanakkale’de Öldük
Fatih Özdemir
Doğrusu “Yal-nız-lık” Mı?
Kadir Atay
Yeni Yıl Yeni Umutlar
Murat Gülcen
İyinin Ve Kötünün Ötesinde Sanat
Osman Öztürk
GENDž
Ogün Doğan
Tahminler Şaştı
Ozancan Polat
Ucuz Strateji
Sinem Bülbül
Kayropraktik Nedir?
Saim Tunçman
Dedikoducu Bigalı Denyo*
Can Hastanesi Köşesi
LENFÖDEM Tanı ve Tedavisi
BİGA'DANÖBETÇİ ECZANE
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay
İstatistik
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’ ve sitemizde yorum gönderenlerin şahsına aittir.
Çanakkale'nin Tamamen Renkli İlk Gazetesi
Biga'nın İlk İnternet Televizyonu ve Cep Gazetesi
Biga'nın Evlere, Köylere ve Okullarına, Dağıtılan En Yüksek Tirajlı Gazetesi
Sitemizde Yayınlanan Yazı ve Dökümanların İzinsiz Alınması Çoğaltılması Yasaktır
Biga Çarşamba Gazetesi / Atay Reklam
Tüm Hakları Saklıdır BİGA ÇARŞAMBA GAZETESİ    0