Ali Galip Akyıldırım

Özgürlük Bıçak Sırtında Yürümektir

Dostoyevski “Ev Sahibesi” adlı kitabında diyor ki: “Özgürlüğü bilmeyen bir insana onu verirsen, onu çuvala koyar sana geri getirir.”

Dostoyevski’nin burada sözünü ettiği şey, ruhu köleleştirilmiş insandır.

 Ruhu köleleştirilmiş insan, özgürlüğün ne olduğunu bilmez, zaten onu talep de etmez.

Tarih boyunca insanların bireysel ve toplumsal olarak aradığı kavramlardan birisi ve en önemlisidir özgürlük.

 Tarih boyunca insanlık, özgürlüğe erişmek için nice bedeller ödemiştir. Bugün hâlâ insanlık dünyanın dört bir yanında özgürlük için mücadele yürütmektedir.

Osho’ nun şu hikâyesi özgürlüğün ruhta başlaması gerektiğine en güzel örnektir.

Hikâyemiz şöyle başlar;

“Bir adam, büyük bir adam, bir özgürlük savaşçısı dağlarda seyahat ediyordu.

 Gece için bir kervansarayda kaldı. Altın bir kafeste sürekli “Özgürlük! Özgürlük!” diye tekrar eden güzel bir papağan görünce şaşırdı.

Ve orası, papağan “Özgürlük!” diye tekrar ettiğinde sesinin dağlarda, vadilerde yankılandığı bir yerdi.

“Pek çok papağan görmüştüm ve bu kafeslerden özgürleşmek istediklerini düşünmüştüm… Fakat hiç bir zaman sabahtan gece uyuyana kadar, bütün gününü özgürlük isteyerek geçiren bir papağan görmemiştim” diye düşündü.

Aklına bir fikir geldi. Gecenin bir yarısında uyanıp kafesin kapısını açtı.

Sahibi derin uykudaydı ve o papağana sessizce “Şimdi çık dışarı” dedi. Ancak papağanın kafesin çubuklarına sıkı sıkı tutunduğunu görünce şaşırdı. Ona tekrar tekrar “Özgürlüğü unuttun mu? Hadi dışarı çık! Kapı açık ve sahibin uykuya dalmış durumda; kimse asla bilemeyecek. Sen sadece gökyüzüne uç; tüm gökyüzü senindir” dedi.

Fakat papağan öyle güçlü ve öyle sıkı bir şekilde tutunuyordu ki “Sorun nedir? Delirdin mi?” dedi. Papağanı kendi elleriyle almaya çalıştı ama papağan onu gagalıyordu ve aynı zamanda da “Özgürlük! Özgürlük!” diye bağırıyordu.

Gecenin içinde vadi yankılandı ve yeniden yankılandı.

Adam da inatçıydı, o bir özgürlük savaşçısıydı.

Papağanı dışarı çekti ve gökyüzüne fırlattı; elleri acısa da tatmin olmuştu.

 Papağan ona mümkün olduğunca çok büyük bir güçle saldırmıştı ama adam bir ruhu özgürleştirdiği için son derece tatmin olmuştu.

Uyumaya gitti. Sabahleyin uyanırken papağanı “Özgürlük! Özgürlük!” diye bağırırken duydu.

Belki de papağan bir ağacın üzerinde ya da bir kayanın üzerinde duruyordur diye düşündü. Ancak dışarı çıktığında papağan kafesin içinde oturuyordu. Kapı açıktı…”

Bu hikâyeyi seviyorum çünkü çok doğru. Özgür olmak isteyebilirsin ama kafesin belli güvenceleri vardır, güvenliği vardır.

Papağanın kafeste yiyecek hakkında endişe etmesine gerek yoktur, düşmanlar hakkında endişe etmesine gerek yoktur, dünyadaki herhangi bir şey için endişe etmesine gerek yoktur.

Başka hiçbir papağanın böylesi değerli kafesi yoktur.

Senin gücün, senin zenginliğin, senin saygınlığın; bunların hepsi senin kafeslerindir.

Ruhun özgür olmak ister ancak özgürlük tehlikelidir.

Özgürlüğün sigortası yoktur.

Özgürlüğün güvenliği, güvencesi yoktur.

Özgürlük bıçak sırtında yürümektir; her an tehlikede, kendi yolunda savaşarak. Her an bilinmeyenden bir meydan okumadır.

Bazen çok sıcaktır ve bazen de çok soğuktur. Ve sana bakacak hiç kimse yoktur.

Kafeste sorumlu olan sahibindir.

Özgürlük cesur insanların işidir. Eğer özgür olma cesareti yoksa insanların yüreğinde işte o zaman eski zamanlarda ki kölelerden bir farkı olmaz.

Sadece çalıştırılmaya ve karşılığında karınlarının doymasından dolayı bazı köleler özgür olmamaktan dolayı mutsuz değillerdi. Çünkü köle olmanın da kendine has avantajları vardı.

 Köle sahipleri köleyi parayla satın aldıklarından dolayı kölelerine çok iyi bakıyorlardı. Köle, günlük işlerini bitirdikten sonra başını sokacağı bir odaya ve günlük yiyeceğe sahip oluyordu. Hastalandığında tedavi masrafları sahibi tarafından üstleniliyordu.

Günümüz insanlarından çoğunun da bu düşüncede olması yadırganmamaktadır.

Nasıl olsa her ay düzenli gıda yardımı alınmakta, harçlık verilmekte, tedavileri şu veya bu şekil yapılmakta düşüncesi insanlarımıza özgürlüğün ne demek olduğunu unutturmuştur.

Onlar sadece o imkânları kendilerine sağlayanlara itaat ederler ve asla kafeslerini terk etmezler.

Çünkü o kafeslerin dışında muhteşem bir dünyanın olduğunu bilmezler.

Ama özgür insan, düşünen ve yaratan insandır.

 Özgür insan, zekâsını geliştiren ve mutluluğu sınırsız ölçüde çoğaltabilen insandır.

 Bundan dolayı da toplum için; insani, gelişmiş ve eşitlikçi bir yaşamın kapılarını da özgür insanlar açacaktır.

Özgürlüğün olduğu yerde korku olmaz!

 Çünkü korku eskiye tutsak eder, umut özgür kılar!

Yaşasın özgürlük!

Ali Galip Akyıldırım