Ali Galip Akyıldırım

Sevgili Ülkeme

 Evim gibi sığındığım, anam gibi sevdiğim, toprağına şiirler yazdığım, çeşmelerinden suyunu içtiğim, uğrunda ölümü göze aldığım, sevgisini yüreğimde büyüttüğüm, bire bin versin diye toprağını kazdığım, sevdiklerimi bağrına yatırdığım, milli bayramlarına coşku ile katıldığım, dini bayramlarını sevinç ve huzurla kutladığım İstiklal marşı okunurken içimden geldiği gibi ağladığım canım ülkem benim.

Biliyorum şimdi camdan, betondan yapılmış gökdelenler mutlu etmiyor seni.

Sana cennet yurdum derdim her yanın ormanlarla kaplı iken.

Ormanlarından, parklarından, bahçelerinden bir ağaç kesildiğinde canının yandığını hissediyorum. Gözyaşlarını tutamadığını da…

Sevgili Ülkem; senin uğruna ne canlar verdik ve ne ölümler tattık, ne şehitler verdik, ne sevdalılar bıraktık geride ve ne çok yetim bıraktık, ne acılar çektik, ne işkenceler gördük, kimimiz darağacında, kimimiz zindanların derin hücrelerinde, kimimizde dağlarda pusuda öldük.

Tüm bunlara rağmen seni geliştirme yerine, hala kurtarmak isteyenlerin olduğunu biliyor musun? Kim seni kimden kurtarmaya çalışıyor inan ki bilemiyorum.

Benim bildiğim bir çocuk doğduğunda onun bir kimliği olur. Ve bu kimlikte o bebeğin kimler tarafından dünyaya getirildiği açık açık yazar. Sende böyle doğdun 1923’te.Adın Türkiye Cumhuriyeti oldu. Laik, demokratik bir cumhuriyet. Biz seni böyle tanıdık ve sevdik. Ve kurucuna çok derin sevgi, saygı duyduk.

Ne kadar acıdır ki; kendini iyi adam ve söz sahibi sanan her insan seni bin yerinden vurmak, yaralamak ve yok etmek için çırpınıyorlar şimdi.

 Ve sana yapılan bu zulmün hiçbir sözlükte anlaşılır yanını bulamadım, bulamadım, bir nedenini, bu insanlar neden bu kadar seni yakıp yıkarlar. Neden herkes seni kendisine benzetmek ister bilemiyorum. Oysaki sen diğer dünya devletleri gibi kendi kimliğinle hareket ediyorsun. Herkes seni böyle tanıdı.

 Ve bilemedim, neden, bu kadar ağlatırlar seni. Ama bir gün senin yok olacağını hiç düşünmedim çünkü sen benim için aynı yastığa baş koyduğum sevgilim gibisin.

Şimdilik senin adını değiştirmedik ve sen hala Türkiye Cumhuriyetisin.

Ama biz çoktan sağcımızla solcumuzla, milliyetçimizle, dindarımızla, iş yerlerimizin, otellerimizin, apartmanlarımızın, yiyeceklerimizin, içeceklerimizin, eğlencelerimizin, kavgalarımızın, çay bahçelerimizin, lokantalarımızın adını değiştirdik. Nerdeyse Türkçe konuşmayı unutacağız. Hatta çocuklarımızın adını bile Türk adı koymuyoruz artık.

 Ve şimdi sağcımızla, solcumuzla, milliyetçimizle, dindarımızla ve komünistimizle, senin böyle tarumar edilmene alkış tutuyoruz.

Sevgili Yurdum; “Paranın; dini, imanı, vatanı, bayrağı, inancı olmadığını” söyleyenler senin her yerini parselleyip gökdelenler dikiyorlar. Senin cennet gibi güzelliklerini yok edip sahte cennetler yaratıyorlar. Şırıl şırıl akan derelerine, çaylarına santraller kuruyorlar. Ormanların maden sahaları olmuş. Su kaynakların siyanürle zehirlenmiş.

Ve biz, yani bu ülkenin çocukları;

 Sen yok olmayasın diye, kimse seni üzmesin diye, birileri seni kendi çiftliği sanmasın diye, sınırlarında düşman sesi duyulmasın diye, toprağına emperyalist ayağı değmesin diye ve kimse bizi sömürmesin diye, ezanımız susmasın, bayrağımız yere inmesin diye, Kur’anımız okunsun, ölülerimiz Müslüman ölüsü gibi kalksın diye,  camilerimiz kapanmasın diye seni yaşatmak istiyoruz.

Önümüzde Yusuf’un karanlık kuyusu gibi derin ve kör kuyular olduğunu biliyoruz. Kolay değil seni sevmek, kolay değil bu sevda uğruna bedel ödemek.

Geçmiş yıllarda, hepimiz seni öylesine delice sevdik ki, senin için bir birbirine kurşun sıkanlar bile oldu. Hatta bir birini öldürenler oldu. Sen, solculara göre bağımsız, sağcılara göre milliyetçi olarak kalasın diye yaşandı bunların hepsi. Senin laik ve demokratik bir cumhuriyet olduğun unutuldu.

Geriye dönüp baktığımızda keşke seni böyle sevmeseydik diyorum.

Ve anladım ki, sen kaybedersen asıl kaybeden bizler olacağız. Sen kaybedersen, asıl yenilen ve yıkılan bizler olacağız. Kendine iyi bak sevgili ülkem!

Ali Galip AKYILDIRIM