Ali Galip Akyıldırım

Yemek, İçmek, Dans ve Uyumak İçin Yaratılmış Bir Halk

Yazımın başlığını okurken hemen Çingenelerden bahsedeceğimi anlamışsınızdır.

Bilinen bir anekdottur. Bir Roman’a “Tanrı, seni niye çingene olarak yarattı?” diye sorulduğunda vereceği cevap “Yemek, içmek, dans ve uyumak için” olacaktır.

Bu nedenle Çingeneler, dünyanın en renkli göçebe topluluklarından biridir.

Gündüz kazandığını akşam yiyen, yarına Allah büyük diyen, bulduğuna şükreden, hayata tozpembe bakan, yaşamı renkli kılan, yaşadıkları yere yaşam enerjisi veren bir Türkiye renginden bahsetmek istiyorum.

Onlar ki, şairin dediği gibi;

“hiçbir yerden gelip hiçbir yere giderler

Hiç bir yerde otururlar, hiç kimsenin akrabasıdırlar.

hiç kimse nam-ı diğer başıbozukların, aykırılıkların

aşklardan, şarkılardan, şiirlerden ve düşlerden

emekli olduklarına şahit olmamıştır.”

Ve onlar ki, çoğu zaman kapısız, bacasız evlerde, camı naylondan, tavanı yıldızlarla kaplı üstü açık yerlerde, neşe içinde yaşarlar.

Bazen bir su kenarındadırlar, bazen yaşamın kıyısında olduğu gibi, bazen bir ormanın kıyısında bazen de bir kentin kıyısın da yaşarlar.

Yaşadıkları kente renk olurlar, ses olurlar, kendi güzelliklerini katarlar.

Onlar ki; yaşadıkları şehrin ana rengi, pozitif enerjisidirler.

Yaşadıkları yerlerde siyah beyaz varsayılan yaşamı, yani hayatı tüm renkleri ile yaşayanlar ve bunu gösterenlerdir.

 En sıkıldığımız anlarda, hayata güzel bakmayı, her şeyi olduğu gibi kabul etmeyi onlardan öğrenmedik mi? Onlardan öğrenmedik mi? Hayatın bir şarkı bir dans kadar kısa ama etkili olduğunu.

Ve onlar, yeri geldiğinde “acıyı bal eylediler” acının içindeki tatlıyı gösterdiler. Müzikleriyle, danslarıyla.

  O müziklerde, danslarda; hayatın nasıl yaşanması gerektiğini, hayallerini, sevgilerini en içten duygularla anlattılar, yaşadılar, yaşattılar.

 “Demem o ki,

Kıyametten önce vardık biz

Kıyamet günüde buradayız

Asilik bulaşmış kanımıza

Uslanmayız.” demiş şair.

Hayatı dolu yaşayan, yeri geldiğinde boş veren, kavgalarında kafa kıran ama asla kalp kırmayanlardır onlar.

Onlar yaşadığı yeri sahiplenen, oranın güzelliklerine kültürleriyle güzellik katan yurdumuzun her şehrinin sokağında, kahvehanesinde, yaşamın her alanında var olanlardır. Onlar yaşadıkların şehrin rengidir, güzelliğidir.

Kimin izlerini taşıyorsa onundur o şehir.

Senin rengin yansımışsa yaşamın her yerine senindir o yaşam ve yaşadığın yer. İçinde sen varsan senindir o şehir.

Renkleriyle, güzellikleriyle, aykırılıkları ile…

Çingeneler yaratılmış halkların en barışçısı, en insanı, en paylaşımcısıdır.

Çünkü Çingeneler, beş bin yıllık insanlık tarihinde, hiçbir dönemde devlet kurmamış, egemenlik sürmemiş, kendi kültürel anlayışlarını başka mazlum halklara empoze etmemiş ve başkalarını sömürmek için savaşmamışlardır.

Bu gün olduğu gibi, dün de çeşitli devlet ve hükümdarların egemenliği altında uygarlıklarını sürdürmeye çalışmışlar, horlanmayı, aşağılanmayı, sürülmeyi, ezilmeyi kabullenerek ama asimile olmaya sonuna kadar direnerek…

Bir Çingeneyle dost olmak dünyayı fethetmekle aynı şeydir. Onların dünyasında kin ve nefret yoktur.

Onlar kalbi kara insanların bile yüreğini danslarıyla müzikleriyle yumuşatan, farklılaştıran insanlardır.

Ülkemizin en güzel rengi olan Çingenelerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Ali Galip Akyıldırım