Ozancan Polat

Ucuz Strateji

Kızılderililer ve Kovboy’larla başlamak lazım. Sonra da kazanılmayan savaşın, zafer çığlığı Rocky’den devam etmek…

Siyaseten bulunamayan kıtanın, mazhar yolcuğunda İtalyan Denizci Ameriko’ya da bir selam yollamak lazım…

Koskoca tasvir bundan ibaret, işte ucuz strateji: Amerika.

Irak’ta savaş yıllarında, bütün askerlerin tek ortak kaygısı vardı. Şimdi Bağdat’ta bir canlı bomba hepsinin üstüne gelecek ve Amerika askerlerimiz öldü diyerek birkaç yüz kilometre daha ilerleyecekti. 11 Eylül sabahı da aynısı oldu, Amerika; gel gel politikası ile beni vur, ben seni yok edeyim dedi. Bush, Obama ve Trump. Bush, Irak ve Ortadoğu’ya, Obama, gayrinizami Amerika askerleri olan Daeş’e, Trump’da Müslüman gözüken tüccarlara gözünü dikti. Kesişim kümesi, İslam ülkeleri ve İslam’a yönelik projelerdi. Bush, girdik ama çıkamadık dedi yıllar sonra. Obama’da Avrupa’da patlayan oyuncak bombaların gerçek yankılarını görünce, Daeş’e karşı mücadele diyerek üç adım geri attı ülkedeki savaş bakışını. Sonra, seçim anketlerinin bir numaralı kaybedeni, Amerika’nın üç kelimeli isimlerinden en süslüsü olan Donald John Trump iş başına geçti. Önce, bu topraklarda öncelik Amerikalılarındır dedi. Coğrafya’daMonreo Doktrini havası estirmek, ucuz bir yalandı. Amerika, önce kendi işlerine dese de ülkede Trump lehtarları bile sarışın saçlarıyla alakadar olurken, politika ülkedeki en ucuz içecek haline geldi. İktidarın yalnızlığı burada başladı. Trump, önce göstermelik krizler yarattı. Katar’dan, Türkiye’ye. Katar’ın saf dışı kalmasından hemen sonra, Kaddafi modeli ile baskı kurdu ülkeler üzerinden. Arap baharı, Ortadoğu kışına dönerken, YPG’ye verdiği Jeep’lerle Türkiye’ye seslendi. Sen MPT76 yaparsan, ben de savunma hattı kurarım dedi. El Bab’a bakalım, o günlerde sınır koridoru açan Amerika’nın söylemlerine.

Bir BM kongresi öncesi, ülkemizde adı mühim sanı tehlikeli birkaç gazete, Türkiye’nin oralarda ne işi var başlığı atıyordu. Tam o sırada, ülkemize derin ve bir o kadar ağır bir mesaj daha geldi. Değerleriniz, değerimiz değil; sadece amacımız denildi. Bir Cuma sabahı, ülkenin en önemli 3 gazetecisinden biri, büyük harflerle gönül coğrafyasında Kudüs’te başkentimizdir, başlığı attı. 4 gün sonra, İsrail’in başkenti söylemine koyuldu Trump. Türkiye tarih kitaplarındaki ufak ve sade puntolu yazılarla ‘jeopolitik’ konumu için, büyük bir savaşa girişti.

Gel gel stratejisini iyi okuyan diplomatlar, önce İslam ülkelerine mesajı verdi. Sonra da Doğu Kudüs’e… Mesaj yerine ulaşınca, Trump ben Obama değilim dedi. BM tokatını sinesine çekti, ucuz stratejinin kurbanı olan sarışın lider, zeki bakışından öteki noktalara ilerledi. Amerika yenilmedi ama testi geçemeyen son model yarış arabası gibi ‘bölgesel’ gücünde özgüven kaybetti. 2008 yılındaki o cümle galip geldi: Türkiye’yi bölgenin lideri yapacağız; göreceksiniz.